O adamı gördüğüm an elimdeki poşet yere düştü. Yirmi yıldır nefret ettiğim eski kocam, İstanbul’un en kalabalık caddelerinden birinde çöp karıştırıyordu.

🚨 O adamı gördüğüm an elimdeki poşet yere düştü.

 

😱 Yirmi yıldır nefret ettiğim eski kocam, İstanbul’un en kalabalık caddelerinden birinde çöp karıştırıyordu.

💀 Ama bana baktığında yüzündeki korku, açlıktan ya da utançtan değildi. Titreyerek geri çekildi ve fısıldadı: “Sen hayatta kaldın… Ne olur, her şeyi mahvetme.”

O an kalbim duracak sandım.

Yirmi yıl boyunca bu anın hayalini kurmuştum.

Yirmi yıl boyunca.

 

Onu bulursam yüzüne tüküreceğimi…

Bana yaptıklarının hesabını soracağımı…

Beni bir hiç uğruna terk ettiği günün intikamını alacağımı düşünmüştüm.

Ama o gün geldiğinde hiçbir şey hayal ettiğim gibi olmadı.

Çünkü karşımdaki adam artık tanıdığım adam değildi.

Saçları beyazlamıştı.

 

Yüzü çökmüştü.

Üzerindeki mont kir içindeydi.

Ellerindeki yaralar uzaktan bile görünüyordu.

Ama beni asıl sarsan şey bunlar değildi.

Beni asıl sarsan şey gözleriydi.

Bir insanın gözlerinde böyle bir korku görmedim.

 

Sanki beni değil…

Bir hayaleti görmüştü.

Donup kaldım.

İnsan bazen nefret ettiği birini gördüğünde ne yapacağını bilemez.

Yirmi yıl boyunca beynimde hazırladığım bütün konuşmalar bir anda silindi.

Sadece ona baktım.

O da bana baktı.

 

Sonra aniden arkasını dönüp yürümeye başladı.

Hayır.

Kaçmaya başladı.

İçimde bir şey patladı.

“Dur!”

Sesim caddenin gürültüsünü delip geçti.

Adam hızlandı.

Ben de peşinden koştum.

“Dur dedim!”

İnsanlar dönüp bize bakıyordu.

Ama umurumda değildi.

Yirmi yıldır beklediğim an önümdeydi.

Onu bir daha kaybedemezdim.

Dar bir sokağa girdi.

Ben de arkasından girdim.

Nefes nefeseydim.

Ama durmadım.

Çünkü gözlerinin içindeki korku aklımdan çıkmıyordu.

Benden neden korkuyordu?

Beni terk eden oydu.

Hayatımı mahveden oydu.

Her şeyimi alan oydu.

Korkması gereken bendim.

Sonunda bir duvarın önünde sıkıştı.

Kaçacak yeri kalmamıştı.

Döndü.

Ellerini kaldırdı.

Sanki teslim oluyordu.

“Yaklaşma.”

Sesi çatladı.

“Ne dedin?”

“Yaklaşma.”

O an içimdeki öfke patladı.

“Yirmi yıl önce beni terk ettin!”

Sesim yankılandı.

“Paramı aldın!”

“Evimi kaybettim!”

“Ailem beni suçladı!”

“Yalnız kaldım!”

“Şimdi bana yaklaşma mı diyorsun?”

Adam gözlerini kapattı.

Sanki her kelimem ona bıçak gibi saplanıyordu.

Ama yine de beni en çok şaşırtan şey özür dilememesiydi.

Kendini savunmamasıydı.

Sadece korkuyordu.

Saf korku.

Titreyen dudaklarla bana baktı.

Sonra söylediği şey bütün dünyamı altüst etti.

“Ben seni kurtarmaya çalıştım.”

Bir an sessizlik oldu.

Duyduğuma inanamadım.

“Ne?”

“Ben seni kurtarmaya çalıştım.”

Kahkaha attım.

Çılgınca.

Acı bir kahkaha.

“Yirmi yıl sonra bunu mu söyleyeceksin?”

Adam başını salladı.

Gözlerinde yaş vardı.

“Gerçeği bilseydin…”

“SUS!”

Çığlık attım.

“Yalanlarını dinlemek istemiyorum.”

Ama o devam etti.

Sanki yıllardır içinde tuttuğu bir yük artık taşınamaz hale gelmişti.

“O gece seni bıraktığımda…”

Birden durdu.

Sokağın girişine baktı.

Yüzü bembeyaz kesildi.

Ben de döndüm.

Üç adam sokağın başında durmuş bize bakıyordu.

Kalın yapılıydılar.

Siyah giyinmişlerdi.

Hiç konuşmuyorlardı.

Ama gözlerini bizden ayırmıyorlardı.

İçimde kötü bir his yükseldi.

Eski kocamın yüzünden kan çekildi.

Gerçek anlamda titremeye başladı.

“Hayır…”

fısıldadı.

“Hayır… Beni bulamazlardı.”

“Kim onlar?”

Cevap vermedi.

Sadece bana baktı.

O korkunç bakışla.

Sonra kolumu yakaladı.

Tam yirmi yıl sonra bana ilk kez dokundu.

Ve kulağıma eğilip hayatım boyunca unutamayacağım o cümleyi söyledi:

“Yirmi yıl önce senden kaçmadım…”

“Neyden kaçtığımı öğrenirlerse ikimizi de öldürürler.”

Tam o anda, sokağın girişindeki adamlardan biri cebinden bir fotoğraf çıkardı.

Fotoğrafa baktı.

Sonra başını kaldırıp doğrudan bana baktı.

Ve gülümsedi.

O fotoğraftaki kişinin ben olduğumu fark ettiğim anda, dizlerimin bağı çözüldü…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir