Kocamın metresi öldü… ve cenazeden sadece üç gün sonra kapıma geldi.

kitae
🚨 Kocamın metresi öldü… ve cenazeden sadece üç gün sonra kapıma geldi.

😱 Kucağında bir yaşında bir kız çocuğu vardı.

💔 Sonra yüzüme bakıp hayatımı paramparça eden o cümleyi söyledi:

“Onu sen büyüteceksin.”

O an kulaklarım uğuldamaya başladı.

Yemin ederim, birkaç saniye boyunca nefes almayı unuttum.

Karşımda duran adam benim kocamdı.

Beş yıllık eşim.

Hayatımı paylaştığım adam.

Her sabah yanında uyandığım, her akşam eve dönmesini beklediğim adam.

Ve kucağındaki çocuk…

Benim değildi.

Kapının önünde öylece kaldım.

Elimde hâlâ market poşetleri vardı.

Anahtarlarım yere düştü.

Çıkardığı ses apartman boşluğunda yankılandı.

Ama ben eğilip almaya bile çalışmadım.

Gözlerim sadece çocuğa kilitlenmişti.

Küçük kız uykuluydu.

Başını kocamın omzuna yaslamıştı.

Sarı bir hırka giymişti.

Kıvırcık saçları alnına yapışmıştı.

Bileğinde pembe bir bileklik vardı.

Üzerinde tek bir isim yazıyordu.

Sofya.

Kalbim sıkıştı.

Çünkü o ismi daha önce görmüştüm.

Fotoğraflarda.

Mesajlarda.

Yalanların arasında.

Ama o gün anlayamadığım şey şuydu:

Bu çocuğun birkaç dakika sonra bütün hayatımı altüst edeceği.

“Bu da ne demek oluyor?” diye fısıldadım.

Sesim bana bile yabancı geldi.

Kocam, Emre, cevap vermedi.

Sanki evin sahibi oymuş gibi içeri girdi.

Küçük kızı salondaki koltuğa oturttu.

Televizyonu açtı.

Çizgi film kanalı buldu.

Sonra bana döndü.

Yüzü bembeyazdı.

Ama gözlerinde utanç yoktu.

Korku da yoktu.

Sadece kendini kurtarmaya çalışan bir adamın telaşı vardı.

“Yukarı çıkalım.”

Başımı salladım.

Hayır demek istedim.

Bağırmak istedim.

Ama ayaklarım beni dinlemedi.

Yatak odasına çıktık.

Kapıyı kapattı.

Kilit sesini duyunca içimde kötü bir şeylerin yaklaşmakta olduğunu hissettim.

Çok kötü bir şeyin.

O bana yaklaştı.

Ellerimi tutmaya çalıştı.

Geri çekildim.

“Önce şunu bilmeni istiyorum,” dedi.

“Seni seviyorum.”

O cümleyi duyunca midem bulandı.

Çünkü bir insan genellikle korkunç bir şey söylemeden hemen önce böyle başlar.

Ve haklıydım.

“Seni herkesten çok seviyorum.”

Sustum.

“Bir hata yaptım.”

Kalbim duracak gibi oldu.

“Tek bir geceydi.”

İşte o an her şeyi anladım.

Bana gerisini anlatmasına gerek yoktu.

Dizlerim titredi.

Yatağın kenarına oturdum.

Emre konuşmaya devam etti.

Sanki yıllardır ezberlediği bir savunmayı okuyordu.

Düğünümüzden bir gece önce korktuğunu söyledi.

Evlenmekten korktuğunu.

Sorumluluktan korktuğunu.

Özgürlüğünü kaybetmekten korktuğunu.

O gece kaçmaya karar verdiğini anlattı.

Arabasına bindiğini.

Sonra onunla karşılaştığını.

Defne ile. Devamı snraki syfada..

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir