
“Bunu bana nasıl yaparsınız?” diye bağırdım, gözlerimden yaşlar süzülürken. O an, hayatımın en mutlu günü olması gereken sabah, içimde tarifsiz bir ağırlıkla uyandım. Magda, odanın diğer ucunda, gelinliğini giymek için hazırlık yapıyordu. Annem ise sabahın erken saatlerinde aramış, “Oğlum, hemen hastaneye gelmen lazım,” demişti. Sesi öyle tuhaftı ki, içimde bir şeylerin yanlış olduğunu hissettim. Düğünümün sabahı, annemin telaşlı sesiyle sarsıldım. Telefonu kapattıktan sonra, Magda’ya hiçbir şey söylemeden evden çıktım. Arabaya binerken ellerim titriyordu. İstanbul’un sabah trafiğinde, aklımda bin bir soru vardı. Annem neden bu kadar panik içindeydi? Babamın sağlık durumu mu kötüleşmişti? Yoksa başka bir şey mi vardı? Hastanenin kapısından içeri girdiğimde, annem beni bekliyordu. Gözleri kıpkırmızıydı, elleriyle mendilini buruşturuyordu. “Anne, ne oldu? Babam iyi mi?” dedim. Annem bir an sustu, sonra gözlerini kaçırarak, “Baban iyi, ama sana anlatmam gereken bir şey var,” dedi. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Devamını okumak için diğer sayfaya geçiniz