Bir tamal satıcısı, kocasının sadece geceleri çalıştığını sanıyordu

BÖLÜM 1

—“Bu gece kim olursa olsun kapıyı açma. Kocandan geldiğini söyleseler bile.”

Bunu bana söyleyen, kendi merhametimle arka bahçemde uyumasına izin verdiğim yaşlı adamdı.

Benim adım Elif’ti, 42 yaşındaydım ve eşim Mehmet’le birlikte İstanbul’un Tuzla taraflarında, kenar mahallede iki katlı eski bir evde yaşıyordum. Dışarıdan bakan biri hayatımın sakin olduğunu sanırdı: sabahları evin önünde simit, poğaça ve çay satardım; Mehmet ise bir marangoz atölyesinde çalışırdı, ama son zamanlarda “gece vardiyası” bahanesiyle eve giderek daha geç geliyordu.

Başta inanmıştım. 15 yıllık evlilikten sonra insan soru sormamayı öğreniyor; huzur bozulmasın diye susmayı seçiyor. Ama kadın hisseder—evin içinde bir şey çürüyorsa, kimse söylemese de hissedersin.

O gece ince bir yağmur yağıyordu. Saat ona yaklaşırken kapı çaldı. Gözetleme deliğinden baktım: sırılsıklam, zayıf bir yaşlı adam, omzunda bez bir çanta vardı.

—“Abla… şu sundurmanın altında sabahı edebilir miyim? Gidecek yerim yok.”

Korktum elbette. Bu ülkede insan artık yoksulluğun bile neye dönüşebileceğini bilemiyor. Ama gözlerinde kötü bir niyet yoktu; sadece yorgunluk vardı. Babamı düşündüm… kimseye yük olmadan giden babamı… ve kapıyı açtım.

—“Bahçede yatabilirsiniz. Sabah size çayla poğaça veririm ama eve girmeyin.”

Yaşlı adam başını salladı. Eski bir kilimin üstüne uzanmadan önce eve uzun uzun baktı; sanki daha önce burada yaşamış gibiydi.

O gece neredeyse hiç uyumadım. Bazen ayak sesleri duydum, sonra sessizlik. Saat üç civarı kalkıp camdan baktım; kıvrılmış halde sakin nefes alıyordu. Ama içimde açıklayamadığım bir sıkışma vardı.

Sabah çay suyunu koymak için mutfağa gittiğimde, adam çoktan oturmuş, duvardaki boşluğa bakıyordu.

—“Bu evde ne zamandır oturuyorsunuz?” diye sordu.

—“10 yıldan fazladır.”

—“Son zamanlarda duvarlarda ya da zeminde tadilat yapıldı mı?”

Donup kaldım. İki yıl önce Mehmet, salonun köşesini “rutubet var” diyerek yaptırmıştı. O köşeye beni hiç yaklaştırmamıştı.

—“Eşim yaptırdı,” dedim.

Yaşlı adamın rengi attı.

—“O zaman beni iyi dinleyin. Bu gece burada kalmayın.”

—“Neden?”

Sesini iyice alçalttı.

—“Dün gece o duvarın içinden ses duydum. Bu ne fare sesi ne de tesisat. Oraya bir şey saklanmış. Ve bugün onu almaya gelecekler.”

İçimde hem öfke hem korku yükseldi.

—“Saçmalıyorsunuz. Bu normal bir ev.”

Tartışmadı. Sadece çantasından eski, üzeri çarpı işareti kazınmış bir bakır anahtar çıkardı.

—“Bunu saklayın. Hava karardığında biri kapıyı çalarsa açmayın. Eğer bir kutu bulursanız, bu anahtar işe yarar.”

Başımı kaldırıp kim olduğunu sormak istedim ama o çoktan bahçe kapısından çıkmıştı.

Gün boyunca otomatik gibi çalıştım. Simit sattım, çay doldurdum, para üstü verdim, gülümsedim… ama aklım hep onun söylediği cümledeydi: “Bugün gelecekler.”

Öğleye doğru mutfağı temizlerken duvarın yakınından tuhaf bir koku geldi: eski rutubetle karışmış metal kokusu. Duvara knuckle’larımla vurdum. İçerisi boştu.

İkindiye doğru Mehmet normalden erken geldi. Ter içindeydi, gözlerimden kaçırıyordu.

—“Bugün erken çıkıyorum,” dedi. “Sen erken yat, kapıyı da kimseye açma. Son zamanlarda hırsızlar arttı.”

Aynı uyarı… ama bu kez yaşlı adamdan değil, kocamdan.

O çıkınca küçük bir bıçak aldım ve duvardaki çatlağı kazımaya başladım. Sıva döküldü. Altında beton yoktu—boşluk vardı.

Elim titreyerek içeri uzandım ve metal bir kutu çıkardım.

Kutuyu açamadan kapı çaldı.

Üç yavaş vuruş.

Dünkü geceyle aynı. Devamı snraki syfada..

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir