Başta iyi bir gelin olmaya çalıştım. Sabah erken kalkıp çay demliyor, kayınpederime sert Türk çayı hazırlıyor, kayınvalideme meyve suyu yapıyor, Pelin’e “yağsız” yemekler pişiriyor, bebeğime de mamalar hazırlıyordum. Bulaşık yıkıyor, ortalığı topluyor, çöp atıyor, çamaşır asıyor ve buna rağmen sürekli aynı cümleleri duyuyordum:

—Evde oturmak iş değil Elif. Şükret, Emre sana bakıyor.

Pelin 29 yaşındaydı. Spa’da iş bulmaya geldiğini söylüyordu ama gün boyu makyaj ürünleri satmak için canlı yayın yapıyordu. Benden paketleri taşımamı, hassas kıyafetlerini yıkamamı, “meşgul olduğu için” alt kata inip buzlu kahve almamı istiyordu. Lina ağladığında kayınvalidem şöyle diyordu:

—Bırak ağlasın. Şımartıyorsun.

O gün her şeyin patladığı gündü. Lina saatlerdir huzursuzdu. Yardım istemeye çalıştım.

—Pelin, iki dakika Lina’yı tutabilir misin? Tencere taşıyor, dökülmesinden korkuyorum.

Pelin ellerini havaya kaldırdı, sanki ondan çok daha büyük bir şey istemişim gibi baktı.

—Ay Elif, yapamam. Bu tırnaklara 1800 lira verdim. Bebek bozarsa kim ödeyecek?

Kayınvalidem bebeğe bile bakmadı.

—Sen tut kızım. Pelin çocuk tutmayı bilmez.

Tam o sırada kapı açıldı. Emre işten erken dönmüştü, yağmurdan sırılsıklamdı. Elinde bebek bezi ve Lina için püre vardı. Bizi öyle görünce bir an dondu: ben ter içinde, bebek ağlıyor, evde herkes umursamaz şekilde oturuyordu.

Bağırmadı. Bu daha kötüydü.

Sessizce yaklaştı, Lina’yı kucağımdan aldı ve Pelin’e baktı.

—Yeğeninin ağlaması, tırnaklarından daha mı değersiz?

Pelin bozuldu. Kayınvalidem “abartıyorsun” demeye başladı. Kayınpederim sinirle televizyonu kapattı.

Emre derin bir nefes aldı ve o cümleyi söyledi:

—Yarın hepsi evimden gidiyor.

Kayınvalidem sanki tokat yemiş gibi ayağa kalktı.

—Bizi bu kadın yüzünden mi kovuyorsun?

Pelin bana işaret ederek ağladı:

—O sana akıl verdi! Evlenince değiştin!

Bir şey söylemek istedim ama Emre benim önüme geçti.

—Elif hiçbir şey söylemedi. Zaten sorun da bu.

O an her şey daha da gerildi. Pelin balkona çıktı, telefonla konuşmaya başladı. Sesini istemeden duydum:

—Parayı toparlıyorum… lütfen kardeşimi aramayın…

Ve o gece, bunun daha başlangıç olduğunu hissettim…

BÖLÜM 2

O gece kimse yemek yemedi. Fatma salonda ağlayarak oğlunun “manipülatif bir kadın yüzünden değiştiğini” söylüyordu. Mustafa pencere kenarında sigara içiyor, dumanın utancı gizleyeceğini sanıyordu. Pelin odaya kapanmıştı ama evin içinde bir aşağı bir yukarı yürüyüp telefonda kısık sesle konuştuğunu duyuyordum.

Emre uyumadı. O telefon görüşmesinden sonra yüzü sertleşmişti. Ben Lina’yı uyuturken bana banka uygulamasını gösterdi. Tanımadığımız transferler vardı: 20 bin, 35 bin, 18 bin, 40 bin… toplam 236 bin TL.

—Bunu ben yapmadım —dedi.

İçim buz kesti.

Bunlar bizim birikimimizdi. Ev kredisi, bebek masrafları, aşılar, acil durumlar için biriktirdiğimiz para. Emre şantiyede mühendis olarak çalışıyor, eve yorgun geliyordu. Ben kendime hiçbir şey almadan bir kenara koymaya çalışıyordum. Ve bir anda o para kaybolmuştu.

Emre mesajlara baktı. Kodlar silinmişti ama eski bir telefonda e-posta senkronizasyonu açıktı. Orada bankadan gelen OTP kodları, transfer bildirimleri ve saatleri tek tek duruyordu.

Birçoğu, Fatma’nın “çocuğun fotoğraflarına bakacağım” diyerek telefonu aldığı anlara denk geliyordu. Ya da Pelin’in “yardım ediyorum” diyerek yanına oturduğu zamanlara.

Leave comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *.