Bölüm 2 : Küçük çocuk, bir heykel gibi kaskatı kesilmiş olan Demir’e bakıyordu. "Sen kimsin?" diye sordu sesi titreyerek, ama o gri gözlerdeki sertlik hiç değişmedi. Demir cevap veremedi. Boğazı düğümlenmişti. O an içeriye girdiğinde karşılaştığı manzara, kalbine bir hançer gibi saplandı. O muhteşem Leyla, bir zamanlar İstanbul’un en zarif kadını olan Leyla, şimdi rutubetli bir köşede, eski bir yer yatağının üzerinde yatıyordu. Bacakları, o lanet gecenin ve sonrasında gelen sefaletin bedeli olarak cansızdı. Odadaki hava; yoksulluk, ilaç ve bayat ekmek kokuyordu.
"Demir?" dedi Leyla. Sesi bir hayalet kadar zayıftı. Demir, sanki biri göğsüne binlerce kilo ağırlık koymuş gibi nefessiz kaldı. "Buraya nasıl... neden geldin?" diye sordu kadın. Gözlerinde ne bir öfke ne de bir beklenti vardı; sadece derin bir yorgunluk. Demir, "Leyla, ben... ben bilmiyordum," diyebildi. Bakışları, çocuğun üzerinde donup kalmıştı. Leyla acı bir gülümsemeyle oğlunu yanına çağırdı. "Bu Aslan," dedi. "Senin hiçbir zaman sahip çıkmadığın, o fırtınalı gecede annesiyle birlikte ölüme terk ettiğin oğlun."
Demir Karahan, hayatında ilk kez diz çöktü. O lüks kumaştan pantolonu Erzurum’un çamurlu ve pis zeminine değiyordu ama umurunda değildi. "Her şeyi düzelteceğim," diye hıçkırdı. "Sizi buradan götüreceğim. En iyi hastaneler, en büyük evler sizin olacak. Milyonlarca Lira harcayacağım!" Ancak Leyla’nın yüzündeki ifade, Demir’in parasının burada hiçbir hükmü olmadığını tokat gibi yüzüne vurdu. Leyla, titreyen elleriyle yanındaki küçük bir tahta kutuyu açtı. İçinden sararmış bir kağıt çıkardı.
"Dokuz yıl, Demir. Dokuz yıl bu çocuk babasının kim olduğunu sordu. Ona ne dedim biliyor musun? Baban bir kahraman, bizi korumak için uzakta dedim." Leyla’nın sesi aniden keskinleşti, bir kırbaç gibi odada şakladı. "Ama o büyüdü. Gerçeği öğrendi. Senin o parlak reklamlarını televizyonda gördü. Senin o buz gibi suratını her gördüğünde, karnı aç yattığı geceleri hatırladı." Küçük Aslan, annesinin elini tuttu ve babası olduğunu yeni öğrendiği bu adama öyle bir nefretle baktı ki, Demir’in ruhu paramparça oldu.
Dışarıda rüzgar uğuldamaya başladı. Demir, cüzdanını çıkarıp masanın üzerine fırlattı; içi ağzına kadar banknot dolu, deri bir cüzdan. "Lütfen," dedi yalvarırcasına. "Sadece bir şans ver." Tam o sırada, kapının önünde siyah, eski bir araç durdu. İçeriden elinde bir tüfekle, sakalları uzamış, yüzü yara bere içinde bir adam indi. Köyün tefecisi ve Leyla’yı bu sefalette köşeye sıkıştıran, ona göz koyan o karanlık adam: Yavuz.

Leave comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *.