Murat'ın yüzündeki o iğrenç, küstah gülümseme saniyeler içinde dondu. Önce kireç gibi bembeyaz oldu, ardından utançtan ve sinirden kıpkırmızı kesildi. Çevredeki insanların fısıldaşmaları, kınayan bakışları ve dudak altından ettikleri kıkırdamalar doğrudan ona yönelmişti. Koskoca bir adam, marketin ortasında üç kuruşluk bir kavanoz için kriz çıkarırken, "kız çocuğu" olduğu için istemeyip terk ettiği o küçük melek tarafından herkesin içinde kelimenin tam anlamıyla yerin dibine sokulmuştu.
"Sen... Sen ne cüretle..." diye kekeledi Murat, öfkeyle öne doğru bir adım atarak. Eli ayağı titriyordu.
İşte o an, yıllarca içimde biriktirdiğim o suskun anne kaplan uyandı. Adım Selma ve benim çocuğuma kimse böyle davranamazdı. Hızla Meryem'in önüne geçtim, Murat'la arasına etten bir duvar gibi örüldüm. Gözlerinin içine, onun o zavallı, çürümüş ruhunun ta derinliklerine baktım. Üzerindeki o eskimiş, ütüsüz gömleğe, yıpranmış ayakkabılarına ve yüzündeki o derin mutsuzluk çizgilerine tiksintiyle gülümsedim.
"Sakın," dedim buz gibi bir sesle. "Sakın kızıma sesini yükseltmeye kalkma Murat. Sen o parayı al ve üzerine düşen o borcu öde. Çünkü senin hayatın boyunca sahip olamayacağın o onuru, benim yedi yaşındaki kızım o küçücük cüzdanından çıkarıp senin omuzlarına sadaka olarak bıraktı."
Sözlerim adeta bir tokat gibi yüzünde patladı. Çenesi kasıldı, yumruklarını sıktı ama tek bir kelime bile edemedi. Çünkü etraftaki kalabalık artık tamamen bize hak veriyor, güvenlik görevlileri bile Murat'a ters ters bakarak ona doğru yaklaşıyordu.
"Oğlun olmadığı için bu evliliği yıktığını söylemiştin ya," diye devam ettim, sesimi hiç yükseltmeden, sadece onun duyabileceği bir tonda. "Şimdi şu haline bir bak. Kendi başınasın. Beş paralık bir kavanoz için market köşelerinde insanlara bağıracak kadar acınası ve yalnız bir adamsın. Ben ise dünyaya o çok küçümsediğin kızı getirdim. Ve o kız, bugün bana hayattaki en büyük gururu yaşattı. İyi ki gitmişsin Murat. İyi ki senin gibi bir adamın o zehirli gölgesi, benim kızımın pırıl pırıl güneşini hiç kapatmamış."
Meryem'in elini sıkıca tuttum. Kızım başını kaldırıp bana kocaman, sevgi dolu bir gülümsemeyle baktı. Etraftaki o dondurucu sessizliğin ve şaşkın kalabalığın ortasından, başımız dimdik, adımlarımız son derece kendinden emin bir şekilde yürüyüp geçtik. Market müdürü arkamızdan minnetle bakarken, Murat kırık cam parçalarının ve o büyük utancının ortasında, kendi elleriyle mahvettiği hayatının enkazında öylece çakılıp kalmıştı.
O gün marketten çıktığımızda arabaya bindik ve kızıma sımsıkı sarıldım. Ocağımı yıktığını, beni bir hiç uğruna terk ettiğini sandığı o karanlık günden yıllar sonra, kaderin cilvesi bana hayatımın en büyük zaferini altın tepside sunmuştu. Bir kız çocuğunun kalbi, dünyadaki tüm bencil adamların o boş gururundan çok daha büyüktü ve ben bu gerçeği ömrümün sonuna kadar en büyük servetim olarak kalbimde taşıyacaktım.