Gece yarısı düğün gecesinde bir kadın, banyoya kilitlenmiş 10 yaşındaki çocuğun ağladığını duyduğunda, onun sırtındaki izleri görünce kocasının yıllardır neden sessiz kaldığını anladı ve ailenin en güçlü soyadına meydan okumaya karar verdi.

BÖLÜM 1

 

—Eğer o çocuğa bir daha dokunursan, soyadın da, paran da, avukatların da seni kurtaramaz.

Bunu, düğün gecem İstanbul Boğazı’na bakan Yılmaz yalısında, kayınvalidem Nermin Yılmaz’a söyledim. Elimde, torununa vurduğu bambu sopa vardı.

Saatler önce o ihtişamlı eve gelin olarak girmiştim. Nişantaşı’nda başlayan düğün, Boğaz’daki yalıya kadar uzanmış; beyaz gelinliğim içinde etrafımda iş insanları, siyaset çevresinden tanıdıklar ve aile dostları dolaşmıştı. Herkes Yılmaz ailesini kusursuz bir hanedan gibi görüyordu.

 

Kerem’le evliliğimiz aşk üzerine kurulmamıştı. O, şirketinin itibarını toparlamak için “göze batmayan, uyumlu bir eşe” ihtiyaç duyuyordu. Ben ise kurumsal iletişim direktörü olarak bu evliliği kontrol edilebilir bir anlaşma gibi görmüştüm.

Ama o mermer duvarların ardında bir çocuğun korku içinde yaşadığını bilmiyordum.

Yalı o kadar büyüktü ki gece odaları bulmak için bile koridorlarda kayboldum. Üçüncü kata çıktığımda, banyodan gelen boğuk bir ağlama sesi duydum. Kapıyı açtığımda Kerem’in 10 yaşındaki oğlu Deniz’i gördüm. Sırtını gömleğiyle kapatmaya çalışıyordu.

 

Taze ve eski morluklar vardı. Ama en kötüsü, ağlamamak için dişlerinin arasına havlu sıkıştırmış olmasıydı.

—Bunu sana kim yaptı? —diye sordum, yere çömelerek.

Deniz geri çekildi.

—Söylemeyin… eğer söylerseniz sizi de gönderirler, Elif hanım.

Annesinin üç yıl önce vefat ettiğini, o günden sonra Nermin Hanım’ın onu “uslandırmak” için en küçük hatasında bile cezalandırdığını anlattı. O gün de, annesinin ölümünden önce ona verdiği tişörtü giydiği için dayak yemişti.

Yarasını temizlerken kendi çocukluğum aklıma geldi. 10 yaşındayken üvey babamın oğlu beni merdivenlerden itmişti. Annem sarılmış ama evliliği bozulmasın diye sessiz kalmıştı. O gün kendime bir söz vermiştim: Bir çocuk yardım istiyorsa asla görmezden gelmeyecektim.

Deniz’i uyuttuktan sonra mutfağa indim. Hizmetlilerin “Nermin Hanım’ın disiplin için böyle şeyler yaptığı”nı konuştuğunu duydum. Sopayı üst dolaplardan birinin üzerinde bulup doğrudan yalı içindeki özel ibadet odasına gittim.

Nermin Hanım seccade üzerinde dua ediyordu.

—Yeni gelin, evin hanımefendisinin odasına böyle girmez —dedi, kalkmadan.

Sopayı gösterdim.

—Bir çocuğu döven biri bana saygıdan bahsedemez.

 

Nermin Hanım alayla gülümsedi. Deniz’in zayıf olduğunu, Kerem’in de çocukken aynı şekilde “terbiye edildiğini” ve benim sadece aile imajı için alınmış bir gelin olduğumu söyledi.

Sonra bambu sopayı ikiye kırdım.

—Bugünden sonra Deniz’in bedenindeki her iz belgelenir. Bir daha ona dokunulursa, bunu savcılığa ve basına taşırım.

Onu öfkeyle bırakıp yukarı çıktım ve Kerem’i beklemeye başladım. Gece yarısına doğru geldi; annesinin tansiyon krizi geçirdiğini ve “aile düzeninin bozulmaması gerektiğini” söylüyordu.

—Sakin olmalıydın —dedi— Çocuklara disiplin gerekir.

Ona baktım ve karşımdaki adamı tanıyamadım.

—Senin oğlun disipline değil, bir babaya ihtiyaç duyuyor.

 

Kerem annesini savunmaya çalıştı ama sözünü kestim. Sabah olduğunda bu evdeki düzen değişmezse, Deniz için koruma talep edeceğimi ve elimdeki delilleri hem yetkililere hem de medyaya vereceğimi söyledim.

Yüzü bembeyaz oldu.

Sonra ona tek bir cümle söyledim:

—Sen beni bu aileyi kurtarmak için aldın. Ama ben belki de oğlunu sizden kurtarmak için geldim.

Kapının arkasında, kimsenin bilmediği bir yerde Deniz her şeyi duymuştu.

Ve ardından yapacağı şey, Yılmaz ailesini geri dönüşü olmayan bir skandalın eşiğine sürükleyecekti… Kimse bunun nereye varacağını tahmin edemiyordu.

BÖLÜM 2

Ertesi sabah Deniz kahvaltıya inmedi. Yatağı boştu ve titreyen bir el yazısıyla bırakılmış bir not vardı: “Ben gittim, benim yüzümden artık kavga etmeyin.”

Kerem şoförleri ve güvenlikleri seferber etti ama onun nereye gidebileceğini ilk anlayan ben oldum. Deniz bana, annesinin onu İstanbul’un eski semtlerinden birindeki küçük bir caminin yanındaki parka götürdüğünü anlatmıştı. Onu, mor çiçekli bir erguvan ağacının altında, cezasına sebep olan tişörtü sıkıca sarılmış halde bulduk.

Kerem yaklaşmak istediğinde Deniz arama arkasına saklandı. Devamı snraki syfada..

Page:12

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir