Huzurevindeki 76 yaşındaki yaşlı kadın bağırarak, “Sırtıma dokunma!” dedi.

Bölüm  1

 

“Bedenime dokunma, yoksa bütün huzurevini ayağa kaldırırım!”

İstanbul’un dışındaki küçük sahil kasabasında bulunan **“Huzur Konağı Yaşlı Bakım Evi”**nin yemek salonu bir anda sessizliğe büründü. Kaşıkların tabaklara çarpma sesi kesildi, televizyonda oynayan dizi bile sanki kısılmış gibiydi.

Ses, 7 numaralı odadan gelmişti.

 

Orada 76 yaşındaki Fatma Hanım kalıyordu. Zayıf, bembeyaz saçlıydı ama gözleri, yıllardır içinde birikmiş acıyı taş gibi saklayan bir derinliğe sahipti. Üç yıldır bu bakım evindeydi ama kimseye sırtına dokundurtmazdı. Yüzünü, ellerini, bacaklarını kendi yıkar; fakat sırtını asla kimseye açmazdı.

Yeni bakıcı Elif, 24 yaşındaydı. Hemşirelik eğitimini yarıda bırakmak zorunda kalmıştı; annesi hastalanınca evin yükünü taşımak için çalışmaya başlamıştı.

Herkes onu uyarmıştı:

 

“Fatma Hanım’a yaklaşma. Kimseyi yanına yaklaştırmıyor.”

Ama Elif onun içinde öfke değil, korku görüyordu.

Her gün ona şekersiz ıhlamur çayı getiriyor, eski ilahi kasetleri açıyor ve fazla konuşmadan yanında oturuyordu. Zamanla Fatma Hanım ona saçını yıkatmış, sonra ellerini, sonra omuzlarını bile bırakmıştı.

Ama sırt?

Hayır.

O gün sabah Fatma Hanım Elif’i çağırdı.

“Kapıyı kapat… ve sıcak su getir.”

Elif leğeni, sabunu ve temiz havluyu getirdi. Fatma Hanım’ın elleri titriyordu. Üstünün düğmelerini açtı, sonra yavaşça sırtını döndü.

Elif’in eli havada kaldı.

Fatma Hanım’ın sırtı sıradan izlerle dolu değildi. Sanki ateşle yazılmış eski bir hikâye gibiydi; omuzlardan bele kadar cilt yer yer yanmış, çekilmiş ve izlerle dolmuştu. Elif’in gözleri doldu.

Fatma Hanım arkasına bakmadan konuştu:

 

“Gördün mü? Şimdi git.”

Elif ıslak bezi aldı ve çok yavaş bir sesle söyledi:

“Ben kaçmaya gelmedim, Fatma Hanım.”

Ve o sırtı ilk kez korkmadan, iğrenmeden ya da acımadan değil… sadece insan gibi dokundu.

Ve o dokunuşla, 40 yıl önce gömülmüş bir sır, bütün huzurevinin kaderini değiştirmek üzere açığa çıkacaktı.

Bölüm 2 

Elif kimseye hiçbir şey söylemedi. Fatma Hanım’ın sırtını sanki bir ibadet gibi, çok dikkatli ve saygıyla temizledi. İlk kez Fatma Hanım bağırmadı. Bedeni titredi ama zamanla yumrukları gevşedi.

 

Banyo bittikten sonra pencere kenarına oturdu. Duvarın üzerinde yaşlı bir adamın fotoğrafı vardı.

“Eşim Rıza,” dedi Fatma Hanım. “40 yıl birlikte yaşadık ama o bile sırtımı hiç görmedi.”

Elif şaşırdı.

“Neden?”

Fatma Hanım’ın sesi ağırlaştı.

“Çünkü kimsenin beni kırılmış bir kadın olarak görmesini istemedim.”

Sonra anlatmaya başladı. 1986 yılında, Anadolu’nun küçük bir kasabası olan Sönmezköy’de büyük bir yangın çıkmıştı. Karşı evde 3 yaşında bir kız çocuğu, Gülay, mahsur kalmıştı. Annesi ilaç almaya gitmişti. Ev tamamen ahşaptı, yaz sıcağı çok sertti ve yangın bir anda yayılmıştı.

“Koşup içeri girdim,” dedi Fatma Hanım. “Kız çocuğu ağlıyordu. Onu kucağıma aldım. Dışarı çıkarken ateş sırtıma vurdu ama onu bırakmadım. O çocuk hiçbir yara almadan kurtuldu.”

Elif’in nefesi kesildi. Devamı snraki syfada..

Page:12

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir