Ben elli sekiz yaşındayım. Dulum. Beş yıldır kocasız

Hikayenin devamı:

Telefonda hırıltı, kısa nefesler, kesik kesik soluklar... Kalbim deli gibi atıyordu, ellerim telefonu sıkarak neredeyse düşürecek hale geldim. — Leyla... göğsüm... çok ağrıyor... sanırım kalp krizi geçiriyorum... — dedi, nefesi daralırken. İçime buz gibi soğuk bir korku işledi. — Dayan Mert! Neredesin şimdi? — diye bağırdım. — Evdeyim... Akasya Caddesi, yirmi beş. Lütfen... — Ve bağlantı kesildi. Beni hiçbir şey tutamadı. Anahtarları, telefonu kaptım; paltoyu çıplak omuzlarıma atıp fırladım. Taksiye sokağın ortasında el salladım. Şoföre adresi söylerken nefesim kesilmişti. Yol bir türlü bitmiyordu. Kafamda düşünceler birbirine karışmıştı — kalbi, doktoru, ne yapacağımı düşünüyordum. Artık bekleyemezdim. Telefon susuyordu. Tekrar tekrar aradım, cevap yoktu. Sonunda evine vardım — sarmaşıklarla kaplı eski kırmızı tuğla bir apartman. Kalbim artık korkudan değil, yorgunluktan çarpıyordu. Üçüncü kata çıktım. 12 numaralı daire. Kapı aralıktı. Hafifçe ittim… Işık loştu. Salon masasının üzerinde üç mum yanıyordu, hemen yanında buz dolu gümüş bir kova. Ortasında bir şişe şampanya. Yanında beyaz zambaklardan bir buket. Ve açık, mavi ışık yayan bir dizüstü bilgisayar. — Mert?.. — diye fısıldadım. Derim ürperdi. Odadan bir adam çıktı. Devamı snraki syfada..

Page:12

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir