Huzurevindeki 76 yaşındaki yaşlı kadın bağırarak, “Sırtıma dokunma!” dedi.

“Sonra?”

“Sonra beni hastaneye götürdüler. Aylarca tedavi gördüm. Rıza beni daha sonra İstanbul’a getirdi. Gazetelerden, teşekkürlerden, övgülerden hep kaçtım.”

Akşam Elif bu olayı arkadaşı Rüyaya anlattı. Rüya’nın yüzü bir anda bembeyaz oldu.

“Gülay mı?” dedi titreyerek. “Annemin çocukluk adı Gülay… Hep Sönmezköy’de bir ‘Fatma teyze’nin onu yangından kurtardığını söylerdi… sonra da ortadan kaybolduğunu…”

Elif’in elindeki fincan düştü.

Rüya hemen telefonu aldı.

“Anne… lütfen sakin ol. Belki de 40 yıldır aradığın kadını bulduk.”

Telefonun diğer ucundan sadece ağlama sesi geliyordu.

Bölüm 3

Ertesi sabah saat 8’den bile önce, Huzur Konağı Yaşlı Bakım Evinin kapısında bir kadın bekliyordu. Yaklaşık 43 yaşlarındaydı. Saçlarını sıkıca toplamıştı, gözleri bütün gece ağlamaktan şişmişti ve elinde küçük bir demet beyaz çiçek vardı.

O kadın Gülaydı.

Rüya onun kız kardeşiydi.

Elif onu içeri alırken yavaşça sordu:
“Hazır mısınız?”

Gülay titreyen bir sesle cevap verdi:
“40 yıl bekledim. Artık duramam.”

7 numaralı odanın kapısı yarı aralıktı. Fatma Hanım pencere kenarında oturuyordu. Elif ona sadece bugün “özel biri geleceğini” söylemişti.

Gülay kapıda durdu.

Fatma Hanım gözlerini kısarak sordu:
“Sen kimsin?”

Gülay’ın dudakları titredi.

“Sönmezköy… 1986… ahşap ev… yangın… ve 3 yaşında bir kız…”

Fatma Hanım’ın yüzü değişti.

“Hayır…”

“Beni göğsünüze bastırdınız,” dedi Gülay ağlayarak. “Dumanın içinden beni çıkardınız. Dışarı çıkarken ateş sırtınıza vurdu ama beni bırakmadınız.”

Fatma Hanım’ın parmakları titremeye başladı.

“Gülay?”

Gülay dizlerinin üzerine çöktü.

“Evet teyze… yaşıyorum… sizin sayenizde.”

Fatma Hanım yüzünü kapattı. Yıllardır içinde kilitli kalan gözyaşları bir anda boşaldı.

“Kimsenin beni böyle görmesini istemedim… insanlar benden korkmasın diye…” dedi kırık bir sesle.

Gülay onun elini tuttu.

“Sırtınızdaki iz korkunç değil. O benim hayatımın başlangıcı.”

Oda sessizdi. Elif, Rüya ve birkaç yaşlı kadın hiçbir şey söyleyemedi.

Gülay yavaşça sordu:
“Bakabilir miyim?”

Fatma Hanım uzun süre sustu. Sonra ilk kez bağırmadan, saklamadan sırtını Gülay’a döndü.

Gülay izlere baktı. Gözlerinde korku yoktu; sadece derin bir saygı vardı. Çok yavaş bir şekilde Fatma Hanım’ın sırtına dokundu.

“Teşekkür ederim…” diye ağladı.
“Her nefesim için… kızım için… her doğum günüm için… annemin son umudu için…”

Fatma Hanım onu kendine çekti. İkisi, 40 yıllık bir kopuşun aynı anda tamamlandığı gibi ağladı.

O günden sonra 7 numaralı oda artık “inatçı teyzenin odası” olmadı. Çiçeklerle, tatlılarla ve ziyaretçilerle doldu. Gülay her pazar geldi. Rüya vardiyadan sonra sıcak ev yemekleri getirdi. Elif artık bir bakıcı değil, evin kızı olmuştu.

Fatma Hanım yemek salonuna yeniden inmeye başladı. İlk kez herkesin önünde gülerek çay içti. Bir gün Elif’e,
“Bugün kapıyı açık bırak,” dedi.

Elif anladı. Korkunun kapısı kapanmıştı.

Akşam, huzurevinin küçük bahçesinde Gülay dedi ki:
“Ben sana teşekkür etmeye gelmiştim. Ama şimdi anlıyorum… sen hiçbir şey kaybetmedin. Bir hayat kurtardın.”

Fatma Hanım gökyüzüne baktı. Gözlerinde ilk kez utanç değil, huzur vardı.

Gülay onun elini alıp alnına koydu ve fısıldadı:
“Senin leke sandığın şey, benim için bir annenin kucağından bile daha kutsal bir yerdi.”

Page:12

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir