Kız kardeşim düğününün ertesi günü gelinliğini bırakıp kayboldu

Kız kardeşim Aslı, bundan tam on yıl önce, düğününün hemen ertesi günü aniden ortadan kayboldu. Geride sadece yatağın üzerine özenle katlanmış gelinliği ve ayakkabıları kalmıştı. Ne bir not ne de bir veda mesajı vardı; telefonları tamamen kapalıydı. Yıllarca onu aradık ama polis hiçbir iz bulamadı. Yeni evlendiği kocası Emir kederinden perişan olmuştu. Zamanla hepimiz kahrolarak da olsa umudumuzu yitirdik.

 

O felaketin üzerinden tam koca bir on yıl geçti.

 

Sadece bir hafta önce, nihayet cesaretimi toplayıp tavan arasında duran eşyalarını ayıklamaya karar verdim. Üzerinde "üniversite eşyaları" yazan tozlu bir kutuyu karıştırırken aniden gözüme bir şey takıldı. Bu, doğrudan bana yazılmış ve kesinlikle Aslı'nın el yazısına ait olan kapalı bir mektuptu.

 

Ellerim titreyerek zarfı açtım. Kâğıtta yazanları okuduğum an nefesim kesildi, olduğum yerde dehşet içinde çakılı kaldım.

 

Ben artık kız kardeşimin nerede olduğunu biliyorum! Onu 10 yıl boyunca bizden koparan ve yıllarca yanı başımızda saklanan o ürkütücü sır neydi?

 

Mektubun sararmış kâğıdında, Aslı’nın o tanıdık, zarif ama aceleyle yazıldığı için yer yer titreyen el yazısı duruyordu. Gözyaşlarım kâğıdın kenarlarına damlarken, kelimeler zihnimde yankılanmaya başladı:

 

*"Ablacığım, eğer bu mektubu bulduysan ve ben ortada yoksam, lütfen beni affet. Çünkü ben kendi isteğimle kaçmadım. Emir göründüğü gibi biri değil. Düğün gecemizde, onun çalışma odasındaki kasayı yanlışlıkla açık unuttuğunu fark ettim. İçinde benimle, ailemizle ve hatta seninle ilgili tutulmuş yüzlerce sayfalık saplantılı notlar, gizli çekilmiş fotoğraflar ve korkunç planlar vardı. Emir beni sevmiyor abla, o beni bir eşya gibi tamamen kendi dünyasına hapsetmek, dış dünyayla tüm bağımı koparmak istiyor.

 

Bunu ona sorduğumda, yüzüne o melek gibi gülümsemesini yerleştirdi ve eğer ondan ayrılmaya kalkarsam, anneme ve sana zarar vereceğini söyledi. Bu gece, o uyurken kaçmayı deneyeceğim. Ama eğer başaramazsam... Eğer arkamda sadece gelinliğim bırakılmışsa ve Emir herkese benim onu terk ettiğimi söylüyorsa bil ki beni yakalamıştır. Lütfen, şehrin dışındaki o eski şarap bağının altındaki mahzene bak. Bana hep o mahzenin 'asla kimsenin bulamayacağı, mükemmel bir sırdaş' olduğunu söylerdi. Sessiz ol, kimseye bir şey belli etme ve beni bul."*

 

Mektubu okumayı bitirdiğimde odanın duvarları üzerime doğru geliyordu. Nefes alamıyordum  ilerleyn devamı sonraki sayfda...

Page:12

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir