
Birkaç yıl önce Selma ile tanıştım. Selma ve kızım hemen kaynaştılar, aralarından su sızmıyordu. Evlenme teklif ettiğimde Selma sevinçten havalara uçmuştu. Ancak düğünden sadece birkaç gün önce Selma, kendi yeğeninin nedime olması gerektiğini söyledi. Ben de bunu onaylayıp, "Zeynep de nedime olsun, çocukluğundan beri bunun hayalini kuruyor," dedim.
O an Selma'nın yüzü sanki saçma sapan bir şey söylemişim gibi aniden değişti. "Zeynep'in bu role uygun olduğunu sanmıyorum," dedi. Şok olmuştum! Selma daha önce kızıma karşı en ufak bir olumsuz tavır bile sergilememişti. "O benim kızım, tabii ki uygun," diye karşılık verdim. Ancak Selma bir anda çıldırarak, "Zeynep'i düğünde ASLA istemiyorum. Bu benim partim, benim kutlamam! Kimin gelip gelmeyeceğine ben karar veririm!" diye bağırdı. Eğer bu konuda ısrar edersem tüm düğünü iptal edeceğini söyleyip kestirip attı.
Söylediğim hiçbir şeyi dinlemiyordu. O sinirle evden çıkıp Zeynep'i okuldan aldım. Arabada bana, "Baba, düğününüz için o kadar heyecanlıyım ki! Selma'nın seçeceği her elbiseyle çok güzel görüneceğime eminim," dediğinde yüzüme zoraki bir gülümseme yerleştirmek zorunda kaldım. Eve gidip hiçbir şey olmamış gibi davranamazdım.
O gece Zeynep'le birlikte bir otelde kaldık. Gece yarısı Selma'nın annesinden telefonuma bir mesaj düştü: "Çok abartıyorsun. Şu kızı bırak artık. DÜĞÜNDE OLMASINA HİÇ GEREK YOK."
Neden bir anda kızıma cephe aldıklarını zerre kadar anlamamıştım ama bu duruma göz yummaya da hiç niyetim yoktu. Ertesi gün tek başıma eve döndüm ve Selma'yı mutfakta buldum. "Bana Zeynep'i neden düğünde istemediğini hemen açıkla," dedim.
Selma bir an tereddüt etti, sonra hıçkırarak ağlamaya başladı. "Eğer sana söylersem, beni asla anlamayacaksın," dedi. Ancak saniyeler sonra dudaklarından dökülen o kan donduran gerçeği duyduğumda tek diyebildiğim, "AMAN TANRIM! Neden bana bunu daha önce söylemedin?!" oldu.
Selma mutfak tezgahına tutunarak yere doğru çöktü. Elleriyle yüzünü kapatmış, bütün bedeni şiddetli hıçkırıklarla sarsılıyordu. Nefes almakta zorlanarak başını kaldırdı ve kan çanağına dönmüş gözleriyle bana baktı.
"Zeynep..." diye fısıldadı sesi titreyerek. "Zeynep benim öz kızım Ferhat."
Duyduğum cümlenin beynimde yankılanması birkaç saniye sürdü. Ayaklarımın altındaki zemin kaymış gibi hissettim. "Ne diyorsun sen Selma? Nasıl yani?" diye kekeledim, dengemi bulmak için sandalyenin arkasına sıkıca tutundum devamı sonraki sayfada...