Çocuğun burnu buz gibiydi. Titriyordu. Resmen titriyordu. Onu kendi yatağıma götürdüm. Üzerine bizim yorganı örttüm. Yarım saat sonra ancak ısındı. Ben ise sabaha kadar uyuyamadım. Salondaki kırmızı yorganı izledim. Karanlıkta tuhaf görünüyordu. Sanki nefes alıyordu. Sabah Murat işe gitmeden önce ona söyledim. “Bu yorganda bir şey var.” Bana öyle bir baktı ki. Sanki delirmişim gibi. “Yeter artık Esra.” “Annem sizin için uğraşıyor.” “Sen ise sürekli kötü bir şey arıyorsun.” “Çocuk hasta olmuş olabilir.” “Her şeyi anneme bağlama.” Ben susunca daha da sinirlendi. “Kadın yaşlı hâliyle pamuk çırpıyor.” “Sen teşekkür edeceğine şüphe ediyorsun.” O an anladım. Eğer bu işin altında gerçekten kötü bir şey varsa… Murat bana asla inanmayacaktı. Kanıt gerekiyordu. Gece herkes uyuduktan sonra tekrar oğlumun odasına girdim. Ev sessizdi. Sadece duvardaki saatin sesi vardı. Tik. Tik. Tik. Kırmızı yorgan yatağın üstünde ağır ağır duruyordu. Yanına oturdum. Elimi içine soktum. Pamuklar yumuşaktı. Ama köşeye doğru ilerleyince elim sert bir şeye çarptı. Donup kaldım. Tekrar dokundum. Yanlış değildi. Pamukların arasında taş gibi sert bir şey vardı. Sonra bir tane daha. Ve bir tane daha. Kalbim hızlandı. Yorganın içine gizlenmiş şeyler vardı. Ayağa kalkıp mutfaktan makası aldım. Ellerim titriyordu. Ama korkudan değil. Öfkeden. Makası dikişe bastırdım. Bir an durdum. Çünkü içimde kötü bir his vardı. Sanki o yorgan açıldığı anda hayatım tamamen değişecekti. Sonra kestim. Kumaş yırtılırken çıkan ses geceyi ikiye böldü. İlk önce pamuk çıktı. Ama o pamuk beyaz değildi. Griydi. Nemliydi. Kötü kokuyordu. Çürümüş gibi. Midem bulandı. Bir avuç daha çektim. Ve içinden paslı bira kapağı düştü. Arkasından kırık cam. Saç yumakları. Kirli bez parçaları. Kurumuş sakız. Küflenmiş kumaş. Çöp. Bildiğin çöp. Oğlum üç gece boyunca çöplerin altında uyumuştu. Bir anda nefesim kesildi. Ama asıl korkunç şey henüz çıkmamıştı. Pamukların en dibinde kırmızı iplikle dikilmiş beyaz bir kumaş parçası buldum. Elime aldığım anda dizlerimin bağı çözüldü. Çünkü onu tanıdım. Bu benim gelinliğime ait parçaydı. Yıllar önce saklamak için kesip kaldırmıştım. Birisi onu almıştı. Ve üzerine kırmızı iplikle iki kelime işlemişti. “GEBER.” O an gerçekten nefes alamadım. Çünkü kumaşın yanında küçük bir bez bebek vardı. Yüzü siyah iplikle dikilmişti. Ve boynuna oğlumun adı yazılmıştı. ANIL. Telefonumu düşürdüm. Ellerim uyuştu. Kayınvalidem sadece benden nefret etmiyordu. Bizi yok etmek istiyordu. Ve ben tam o anda arkamda bir nefes sesi duydum. Yavaşça döndüm. Kapının önünde Murat duruyordu. Ve gözleri… Yorganın içindekileri görünce bembeyaz olmuştu...
O gece battaniyenin içinden çıkan şeyi gördüğüm anda elimdeki makası yere düşürdüm.
Bölüm 2...