ELLİ LİRALIK BAHSE KURBAN EDİLDİM

🔥 ELLİ LİRALIK BAHSE KURBAN EDİLDİM 🔥⚠️ Beni elli liralık bir bahis yüzünden, herkesin “canavar” dediği sağır bir çiftçiyle evlendirdiler.💀 Ama Elyas’ın kulağına o pensi soktuğum gece… onun doğuştan sağır olmadığını anladım.🩸 Birisi onu mahkûm etmişti. Ve o kişi… her gece yatağımın yanında uyuyordu.

 

Adım Clara.

Ama kimse bana adımla seslenmezdi.

“Şişko” derlerdi.

“Şişko Clara.”

“Bahçedeki domuz.”

 

Köyde herkes gülerdi. Annem bile gülmeyi bırakmamıştı.

Babam mı? Babam zaten beni satmıştı.

Elli lira.

Elli liralık bir bahis.

Bunu düğün gecesi öğrendim.

Size en başından anlatayım.

 

Ama şunu bilin: Bu hikâye bir aşk hikâyesi değil.

Bu, bir kadının kendi mezarından çıkış hikâyesi.

Ve o mezarı kazanlar… hâlâ aramızda yaşıyor.

Köyümüzün adı Aşağıdere’ydi. Tokat’ın dağlarına yapışmış, Tanrı’nın unuttuğu bir yer. Kışın kar beline kadar gelir, yazın toz boğazını tıkar. Orada kadınlar konuşmazdı. Konuşanın dudağı şişerdi.

Ben on yedi yaşımdaydım.

Vücudum iriydi. Kalçalarım genişti. Kollarım kalındı.

 

Ve bu köyde, iri olmak bir kadın için ölüm cezasıydı.

Annem her sabah aynı şeyi söylerdi:

“Seni kim alacak be kız? Hangi deli alacak seni?”

Babam sofrada çayını süzlerken eklerdi:

“İneğimizi bile daha kolay satarız.”

Gülmezlerdi bunu söylerken. Ciddilerdi.

Ben de ciddilerdim sessiz kalırken.

 

Elyas’ı ilk gördüğüm gün, o köyün meydanından geçiyordu.

Uzun boylu, geniş omuzlu, elleri kürek gibi bir adam.

Yüzünde derin bir yara izi vardı — sol şakağından çenesine kadar iniyordu.

Gözleri hiçbir şeye bakmıyordu.

Herkes ona “Canavar” diyordu.

“Sağır Canavar.”

Çünkü Elyas duymuyordu. Doğduğundan beri duymadığını söylüyorlardı. Annesi onu doğururken ölmüş. Babası onu ahıra atmış. Yedi yaşına kadar keçilerle büyümüş.

Kimse ona dokunmazdı.

Kimse ona bakmazdı.

Kimse onunla konuşmazdı — zaten duymuyor diye.

Ama babam konuştu.

Babam, Recep Usta — köyün en kurnaz, en aşağılık adamı — bir gece kahvede bahse girdi.

Bahis şuydu:

“Canavar’la kim evlenir?”

Masada beş adam vardı. Hepsi güldü.

Babam gülmedi.

Babam dedi ki:

“Benim kız evlenir. Elli liraya.”

Ve herkes sustü.

Sonra kahkaha koptu.

“Şişko Clara’yı Canavar’a mı vereceksin?”

“İkisi birbirine layık!”

“Canavar bile istemez onu!”

Babam masaya vurdu.

“Elli lira. Ciddi söylüyorum. Nikâhı ben kıydırırım.”

Ve o gece, benim kaderim elli liralık bir bahisle mühürlendi.

Bana söylemediler tabii.

Bana dediler ki:

“Kızım, sana bir koca bulduk. İyi bir adam. Çiftçi. Toprağı var.”

“Kim?” diye sordum.

Annem yüzümü bile görmeden cevap verdi:

“Elyas.”

Kalbim durdu.

“Canavar Elyas mı?”

“Adını öyle koyma.”

“Anne, o adam sağır! O adam konuşamıyor! O adamın yüzünde—”

Tokadı yedim.

Annemin eli küçüktü ama acısı büyüktü.

“Sen ne sanıyorsun kendini? Güzel misin? İnce misin? Seni isteyen biri mi var?”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir